junkıe

junkıe

dibindeyim
en dibinizde,
kökledim yani
kafa olarak;
berbat haldeyim...

menekşelerin kalbini sök
suyun avcunda tut
karanlık iyi, iyi
aferin tanrıya
çingene bir kızın inancını sakla
sana hayal kırıklığını öğretir
bütün bu yaralar
eskimeyi öğretir sana
beklerken seni
suya eğilimim var bir de acıya
acı benim var oluşumdur
bilmezsiniz siz
iyi,
iyi
değilim

gece yarılarından sabahlara
uzanan alkol ve sigara
avuçlarımın içinden karanlık
ve boş sokaklar kanıyor
şimdi,
serseri bir intihar bulup
içinde uyusam,
uyandıgımda
seni unutmuş olur muyum?

gündüz gözlerim eğriliyor çektigim acıda
binlerce ateş yutmuş
kimsesizliğim, bir hayata
sığmıyor cesedim
belki bir gök satın alsam
tertemiz
utanırım bakamam
ağlarım allahın ellerine
kapanmıyor ruhum
esrar ve şarap dolu
çok kalabalık odalarda
sevişmek imkansız
onlarca ayrılık onlarca yara
duruyor yoksulluğun hala
üstümde, koskocaman bir
haziran bekler beni acımasız
ben acıyla doğdum
annemin rahminden
tekrar
dönemem geri
üstelik sen çoktan gitmiş
olucaksın,
bir karanfil özleyecek seni

The Doom Generation

The Doom Generation

”ellerin geliyor aklıma ellerin,
bir kuşa uçmasını öğretirmiş gibi…”

karanlık bir hazdır, acı gerçektir -ve sonsuzdur-

düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur.hiçbir şey.hiçbir korku… aklını en acı olana,en derine,en sonsuza atmışsan korkma.ne sessizlikten, ne dolunaydan,ne ölümlülükten,ne ölümsüzlükten,ne seslerden,ne gün doğuşundan,ne gün batışından.sakin ol.öylece dur.yaşamdan geç.kentlerden geç.sınırları aş.gülüşlerden gec.anlamsız konuşmaları dinle,galerileri gez,kahvelerde otur -artık hiçbir yerdesin.

orada, çok uzaklardan gelenlere
ve
hiç gelmemiş olanlar için
ıslak intiharlar satın alınır.
karanfil kokar o kadınlar,
esrar ve şarap içer,
unuttuklarını
ve hatırlamak istemediklerini
unuturlar.
ey, gözleri bir zürafa uzaklığına bakan,
bu dünyanın hangi şehrini yaksam
içimdeki cehennemi avutabilirim?